AĞRI'DAN EVEREST'E

         Yaklaşık 40 saat sürecek bir karayolu yolculuğuna başlamak için otobüse bindiğinizde, koltuğunuzun bir başkasına satıldığını fark ettiğiniz, zaman sinir sisteminizi kontrol etmek oldukça zordur.Bu uzun yolculukta hemen sinirlenmemek gerekir.Görevliler bir çözüm bulurlar diyerek yardım istersiniz,derdinizi anlatır çözüm beklerken muavinin "ayakta idare edin" sözünü duyduğunuzda çıldırmamaya çalışırsınız  ama 4 temmuz tarihli sıcak ve Laleli'nin bilinen gündüz kalabalığı sakin olmanızı imkansız hale getirir.

 

         İki İranlı  kadının ertesi gün yola çıkmayı kabul etmesi ve 1 saat süren bir kavga ile koltuğumuzu geri almayı başarıyoruz. Koltuğumuza kavuşmanın mutluluğu içinde büyük bir istekle bu uzun yolculuğa kendimizi her açıdan hazır hissediyoruz.Moral gücümüzü yüksek tutmaya çalışırken bakıyoruz otobüste koltuk sayısından çok daha fazla yolcu seyahat ediyor daha doğrusu etmeye çalışıyor zira  otobüse bineli 2 saat olmasına rağmen henüz Laleli'den çıkabilmiş değiliz, otobüsün koridorunu geçmek bir devenin hendeği geçmesinden çok daha zor. İran bize göre çok fakir  bir ülke olduğu için yolcular tüm bagajı  Türk ürünleriyle doldurdukları gibi koridorları da  tamamen doldurmuşlar.

 

         Nihayet akşam vakti İstanbul-Tahran  seferini yapan İran orijinli otobüs ile İstanbul’u geride bırakıyoruz.25 $ verdiğinizde Laleliden bindiğiniz otobüs ile Tahrana kadar seyahat etmeniz mümkün .

 

         Otobüsün en arkasındayız ve İranlı gençlerin meraklı bakışları arasında doğuya doğru yol alıyoruz. İran’ı gezmeye gittiğimizi öğrendiklerinde çok iyi yaptığımızı söyleyip ülkelerinin Dünya'nın en güzel yeri olduğunu anlata anlata bitiremediler.Bu arada bizimle aynı kaderi paylaşan  iki turistle tanışıyoruz .Çek Cumhuriyetin' den karayoluyla İstanbul ve Hindistan’a gidiyorlar. Frenk ve Zidemyak üniversite öğrencileri Prag yakınlarında oturuyorlar. Seyahatimizde  bu  arkadaşlarımızla Pakistan’a kadar 15 gün süreyle beraber olacağız.

              Bütün gece yolculuk etmemize rağmen otobüsün mola vermeye pek niyeti yok. Çünkü tüm İranlılar Türkiye’yi pahalı buldukları için kendi getirdikleri yiyecekleri yiyorlar.

            Bu arada bir benzin istasyonuna uğruyoruz.Bundan daha doğal ne olabilir ki,diye düşünürken  "oda ne?" mazot almıyoruz mazot boşaltıyoruz. İran’da petrol çok ucuz olduğu için fazla mazotu Türkiye’de satıyorlar .Kuzey Anadolu fay hattı boyunca ilerliyoruz. Çankırı, Merzifon, Amasya ,Tokat, Erzincan ,Erzurum, Ağrı derken nihayet Doğu Beyazıt’tayız.Bütün görkemiyle Ağrı dağı tam karşımızda  hemen otobüsü durdurup büyük bir binanın üstünden resim çekiyoruz.  "Ağrı’dan Everest ‘e" gezimizin sloganı oluyor.

İran'da bir belediye otobüsünün içinden görüntü.

                 Sınırda çok bekletileceğimizi öğrenince Tahran otobüsünden inip kendi başımıza sınırı geçmeye karar veriyoruz.500 metrelik ara bölgeyi yürürken son defa geriye dönüp baktığımızda  Büyük Ağrı bütün ihtişamıyla bizlere güle güle diyor.Sınırımızdan işlemlerimizi yaptırıp İran topraklarına ulaşmamız 2 dakika sürüyor. İran kapısına geldiğimizde büyük bir izdiham yaşanıyor.Büyük bir salona giriyoruz bir taraf Türkiye’den çıkış  diğer taraf  İran’a giriş ortada ise her iki tarafa gitmek için pasaportlarını hazırlayan yorgun insanlar.Salonun karşılıklı duvarlarında ise iki fotoğraf karşılıklı birbirine bakıyor Bunlardan biri Atamızın diğeri ise Humeyni İranlı kapı görevlisine pasaportlarımızı  uzattığımızda büyük bir tepki alıyoruz.Büyük bir öfkeyle tekrar bize atıyor pasaportları çaresiz kalabalığın azalmasını beklerken geceyi  Gürbulak sınırında geçireceğimizi düşünmeye başlıyoruz.Bu arada yanımıza gayet güzel Türkçe konuşan bir İranlı geliyor bizim pasaportları alıyor ve kapıdaki görevliye veriyor.Bütün gece sınırda bekleyeceğimizi düşünürken 15 dakikada pasaportlarımız Tebrizli Ramazan sayesinde çabucak halloluyor ve gecenin karanlığında kendimizi İran topraklarında buluyoruz.

                 Sınırdan itibaren Türkiye’de çalışan ve ailesini görmek için Tebriz’e giden Ramazan adlı Azeri arkadaşımız bize rehberlik yapıyor.Bu tür durumlarda insanlara güvenmekten başka şansınız olmuyor.Eski bir dolmuşa atlayıp, sınırdan Bazargan’a varıyoruz.Terminale geldiğimizde taksi şoförleri başımıza üşüşüyor.

Ramazan sıkı bir pazarlık yapıyor ve 8000 tümene yani 6 milyona 280 km uzaklıktaki Tebriz’e hareket ediyoruz.Yaklaşık 5 saat süren yolculuğumuz süresince tenha yollardan geçiyoruz taksi şoförünün İran ordusunda bir yüzbaşı olduğunu öğreniyoruz. Ordudan 110 $  maaş aldığı için boş zamanlarında taksi şoförlüğü yaptığını söylüyor.Yolculuk boyunca çok misafirperver davranıyorlar sürekli takside çay ikram ediliyor.(İran'da bütün araçlarda çay yapılıyor.)

        Farklı bir Coğrafyada  ilerliyoruz etraf karanlık sakin  ve suskun, yolun iki yanında ilkel tamirci dükkanları arada sırada bir kahvehane yada lokanta görüyoruz. Konyalı bir vatandaşımızın lokantasında biraz dinlenip sohbet ediyoruz .Önünde Türkçe yazan ve Türk bayrağı bulunan bu lokantayı tüm Türk şoförleri ziyaret edip orada yemek yiyorlar.

            Gece yarısı Tebriz’e ulaşıyoruz ve 6 $ a gayet güzel bir otel e yerleşiyoruz (Derya Otel) hemen güzel bir duş alıp uyumak istiyoruz çünkü yarın sabah Ramazan gelip bizi kaldıracak ve İran’ın Azer'i eyaletinin başkenti Tebriz’i gezeceğiz.

Tebriz'de nargile salonu

           Ertesi gün Tebriz sokaklarını arşınlamaya başlıyoruz.Sokaklar oldukça kalabalık çevredeki her şeyi büyük bir dikkatle bakıp gözlem yapıyoruz, turistlere pek alışık olmayan halkta bizi tepeden tırnağa süzüyor.Burada herkes Türkçe bilmesine rağmen bize “hello” diyor.Biz ise merhaba dediğimizde iyice şaşırıyorlar.Başlıyoruz Türkçe konuşmadan önce herkes bizi Avrupalı zannediyor. Türkiyeli olduğumuzu öğrendiklerinde çok seviniyorlar ve sohbet etmeden bırakmıyorlar.Gittiğimiz her yerde büyük bir ilgi görüyoruz.

       Temmuz ayı ve İran çok sıcak, ancak havada nem olmadığı için sıcaktan fazla etkilenmiyoruz.Kadınlar kara çarşaflı ve hep gruplar halinde geziyorlar.Otobüslere arka kapıdan binip iniyorlar.Otobüsler Beşiktaş bayrağı gibi önde beyaz gömlekli erkekler arkada kadınlar.Tebriz çok geniş yollara sahip büyük yeşil parkları var.Şehrin en geniş ve modern parkında Tebriz’de yaşamış şairlerin anısına yapılmış çok güzel bir anıt park ve müze var.

              Etrafta her şey bize ilginç geliyor ve hem video kamerayla çekim yapıyor hem de fotoğraf ve dia çekiyoruz.Türkiye’den geldiğimizi öğrenen herkes bize Kemal Sunal'ın ölümünü soruyor zira hepsi çok üzülmüşler."Şaban öldü başimiz sağ ola" diyorlar.Çünkü burada çanak antenlerle Türk kanallarını izleniyor ve çok seviliyorlar, Kemal Sunal’ı İbrahim Tatlıses’i ve Sibel Can’ı herkes tanıyor ve kasetleri kapışılıyor.

          Yoğun bir günün ardından bir lokantaya giriyoruz.Önce güzel bir nar ekşili çorba içiyoruz.(İran’ın narı çok meşhur ve çok geniş bir kullanım alanı var hemen tüm yemeklerde kullanılıyor.)Yemekler bol yağlı ve salçalı tıpkı bizim doğu ve güneydoğu mutfağı gibi.Tebriz’de ve tüm İran’da yemek konusunda hiç sorun yaşamıyoruz.

Nar, gül ve başta  Ömer Hayyam olmak üzere şairler ülkesi olan İran’da ilk gün izlenimlerimiz çok iyi otelin lobisinde Türkiye’den ticaret yapmak için gelen iki kişiye rastlıyoruz.Şimdi 4 kişiyiz 6 milyona (yaklaşık 11 dolar) Tebriz’den Tahran’a uçak bileti buluyoruz.Bu ülkede iç hatlar gerçekten ucuz . İran şu anda Dünya'da en çok petrol üreten ülke ve Dünya petrollerinin % 10’una sahip 1$ a 60 litre mazot 45 litre benzin alabilirsiniz .Petrol sudan çok daha ucuz İstanbul’da Taksim'den Yeşilköy’e verdiğiniz taksi parasıyla İran’ı bir baştan bir başa uçakla geçebilirsiniz.Buna rağmen halkın geliri düşük olduğu için fiyatlardan pek memnun değiller.Nihayet bize verilen bilgiye göre Dünya'da en geniş alana kurulmuş şehir olan başkent Tahran’a iniyoruz.

 TAHRAN

Rafsancani'nin kıldırdığı cuma namazı sırasında - Tahran

 

        Yıl 1979 İran’da bütün halk mollalar,esnaf ve sanatkarlar,öğrenciler Şah’a karşı başkaldırıyor.Sokaklarda milyonlar toplanıyor.Şah duruma hakim olamayınca ülkeyi terk ediyor.Yüzyıllık otorite yıkılmış yepyeni bir İran için tüm insanlar coşkuyla yola çıkmışlardı. Sonra bir gece evlerin kapıları çalındı sonra matbaaların kapıları çalındı sonra üniversitelerin kapıları dövüldü ve bu gecelerde 250 bin insan darağaçlarında sallandı İran artık bir din devleti olmuştu.İran’ın kum kentinde doğup büyüyen ve bir dönem Türkiye’de sürgünde bulunan mollaların lideri Abdullah Humeyni şeriat ilan etmişti. Bundan  böyle herkes ya Kuran’ı  Kerim’in emrine göre yaşayacak yada.......

O geceden sonra darağaçlarının sonu gelmedi.Rüzgar ipin ucunda sallananlara uzun süre şefkatini gösterdi.İnsanlar ağıt yakmaya korktular analar babalar gözyaşlarını sakladılar.Çok insan öldü,çok insan başka ülkelere sığındı.Devrim her zaman olduğu gibi kendi çocuklarının kanıyla besledi.

   

Fethi, Zafer ve Hakan -Tahran

Şah döneminde Beyoğlu görünümünde olan bir semtte Hakan ve Zafer ile beraber bir otele (Otel Sadi ) yerleşiyoruz. Günlerden Cuma .Bugün İran tatilde.İran’a gelenler için  önemli bir olay Cuma hutbesini izlemek.Zira burada her Cuma devletin en yetkili kişilerinden biri Cuma hutbesine çıkıyor.Bütün kamu görevlileri mollalar bir araya geliyor. On binlerce insan bir arada ve yerli, yabancı basın mensupları yerlerini alıyor.Bizde böyle bir olayı yakalamak için özellikle Cuma günü Tahran'da bulunuyoruz. Eski Cumhurbaşkanı Haşim-i Rafsancani’nin konuşacağını öğreniyoruz.Devrimin başladığı yer olan İnkılap meydanına gideceğiz hemen hazırlıklara başlıyoruz."O da ne?" kameramız kayıt yapmıyor hemen tamirci aramaya koyuluyoruz. İmkansız çünkü bugün Cuma ve resmi tatil bütün dükkanlar kapalı sadece fotoğraf ve dia çekebileceğiz hemen bir taksiye atlayıp Tahran Üniversitesi'nin geniş avlusuna yaklaşıyoruz.Bu arada tüm yollar kapalı bir süre meydana kadar yürümemiz gerekiyor.Her 15 m. de bir üstümüz didik didik aranıyor.Bir ara makinelerimize el koyup bizi meydana sokmuyorlar.Türk ve Müslüman olduğumuzu Cuma namazı kılmak için geldiğimizi söylüyoruz önce inanmıyorlar kimliklerimizi çıkarıp kelime-i şahadet getirip mollaları ikna ediyoruz. Bu defa bize her türlü kolaylığı gösteriyorlar ve Rafsancani’nin en iyi görüntüsünü alabileceğimiz bir platforma kadar gidiyoruz . Bütün yollardan binlerce insan meydana akın ediyor.Deklanşöre basmaya başlıyoruz.Etrafta her şey ilgimizi çekiyor binlerce çarşaflı kadın ayrı bir bölüme alınıyorlar.Devrim komuta konseyinden istifa edip sadece milletvekili görevini sürdüren eski Cumhurbaşkanı , hutbesinde dış siyasetle ilgili ve zaman zaman Türkiye’yi de ilgilendiren konuşmalar yapıyor.Farsça konuşmasına rağmen büyük bir bölümünü anlayabiliyoruz.Türkçenin Farsçadan etkilendiğini biliyorduk ama bu kadarda fazla etkilendiğimizi doğrusu düşünmemiştik .Çekimlerimizi yapıp Cuma namazı kıldıktan sonra Tahran sokaklarındayız Üniversite öğrencileri geçen yıl öğrenci olaylarında kaybolan hapse giren ve yaralanan arkadaşlarının anısını(1.yıldönümü) yıl ortasında sergiler açıp gösteri  yapıyorlar Ortalık mahşer gibi kalabalık Görüntü alabilmek için yüksek bir yere çıkıyoruz .

 

Büyüleyici İmam meydanı ve Cuma mescit-İsfahan

Tahran sokakları Temmuz sıcağından yanıyor kendimizi serin bir yere atıp yemek yiyip bir şeyler içmek istiyoruz.Evet! Çelo kebaplarımız geliyor yanında bildiğimiz coca cola zam zam adlı markayla önümüze getiriliyor.Ardından 4  Türk tahranı gezmeye devam ediyoruz Zafer ağabey daha önce buraya birkaç kez geldiği için bize rehberlik ediyor.Tahranın kuzeyinde bulunan  bir dağın yamacına gidiyoruz burada teleferik ile 2000 m. ye çıkıp Tahranı seyrediyoruz .Bizi  şaşırtan şey Üniversiteli  genç sevgililerin el ele yürüyorlar iken merkeze yaklaştıkça birbirlerinden ayrılmaları oluyor.Bunun sebebi molla korkusu olsa gerek.

Gece Azeri parkına gidiyoruz nefis bir bahçe düzenlemesi ve yamaç evleri var.Bu evlerin alt ve iç kısımları lokanta ve kafe türünden yerler. Buraya oturup tüm Tahranı seyrediyor ve nargileler fokurdatıyorsunuz.Bütün yöre ve çevre ülkelerin örnek evlerini geziyoruz.Bunlar içinde  bizim en çok beğendiğimiz Türkmen evi oluyor.Bu evi Özbek gençler işletiyorlardı.İnsanlar turistlere çok ilgi gösteriyor.Her konuştuklarından kağıt kalem çıkarıp adres ve telefon istiyorlar.İran’dan kurtulmak isteyen gençler bu işe umut bağlamışlar belki bu yolla turistler bizi ülkelerine götürürler diye düşünüyorlar.

      Tekrar otele dönüp İstanbul’u aramak için Tahran’da tek olan uluslararası telefon merkezine gidiyoruz numarayı verip sıramızı beklerken çok iyi Türkçe konuşan gençler yanımıza geliyor bize uyuşturucu ve kaçakçılık ile ilgili tekliflerde bulunuyorlar.Türkiye sınırlarında katırlarla mal taşıdıklarını ama esas yüklü miktarda para alarak gece sınırın ilgili yerlerinden mülteci taşıdıklarını büyük bir marifetmiş gibi anlatıyorlar.2 saatlik bir bekleme sonucunda Türkiye ile ilgili görüşmelerimizi yapıyoruz.

On yıl süren ve kimseye hiçbir faydası olmayan İran-Irak savaşının izleri hala devam ediyor. Binaların duvarlarında ve billboardlar da şehit olan askerlerin resimleri bulunuyor.Yolcu istasyonlarında savaş izlerini gösteren eşya ve araç gereçlerden oluşan küçük müzeler var.

 Tahran’daki son durağımız Âzâdi meydanı Ortada büyük bir anıt etrafta güzel düzenlenmiş yemyeşil bir park burası devrim sırasında çok büyük olaylara sahne olduğu için topluca kılınan Cuma namazlarının çoğu burada yapılıyor. Hakan ve Zaferden ayrılarak Humeyni havaalanına gidip rotamızı İsfahan’a  çeviriyoruz.

İSFAHAN

              Bir  çölün ortasına inen uçaktan etrafa bakıyoruz.Sıcaktan bunalmış geniş ve dümdüz görüntü dışında etrafta değil şehir hiç canlı belirtisi dahi yok .İran'da ilk defa çöl  ortamında ve  sıcağında herkesin gittiği yöne doğru ilerliyoruz  öğreniyoruz ki şehre 45 km uzaklıktayız .Taksi tutmamız gerekiyor taksi ücreti burada hiç sorun değil......

.

İmam meydanı İsfahan

  Devam edecek...

10/11/2000 © yeryuzu.com

Site Meter